Göç Söyleşileri (Turkish)

GÖÇ SÖYLEŞİLERİ/9 “ASLINDA ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER İSTENİLEN KİŞİLERDİR”

“Hepimiz Göçmeniz” projesi adı altında oluşturulan ve her Pazar günü 22:00’da @Hgöçmeniz İnstagram hesabında yayınlanan “Göç Söyleşileri” programının dokuzuncu haftasında konuk isim; Harran Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. F. Güzin Ağca VAROĞLU oldu. Grup Farkındalık üyesi Hüsniye KABLAN moderatörlüğünde ilerleyen yayında genel olarak “ Göçmen Öğrencinin Gündelik Hayatı: Ortaklıklar, Taktikler ve Mücadeleler” konuları konuşuldu. Bu bağlamda ilk olarak; Almanya göçünü hem akademisyen hem de öğrenci rolü ile üstlenen VAROĞLUN’A deneyimleri soruldu.

“Genel anlamda baktığımız zaman göç kavramına keskin bir tanımlama yapamıyoruz. Bu kavramın genişliği ve boyutlarının dönüşümselliği üzerinde bugün sizinle öğrencilik kısmını konuşacağız. Bu bağlamda Almanya göçünü hem akademisyenlik rolü ile hem de öğrenci rolü ile üstlendiniz. Bu konudaki deneyimleriniz ne oldu?” sorusu üzerine VAROĞLU;

“Evet, ben bir göçmenim. Aslında iç göçü de deneyimledim. Ailemin memuriyeti sebebi ile eğitim hayatımın değişik dönemlerinde değişik kademelerde oldum. Daha sonra üniversite için Ankara’ya gittim. Yalnız başıma yaptığım ilk yolculuğumdu. Benim için çok kıymetliydi ve o zaman “ Göçün dönüştürücü bir gücü ASLINDA olduğunu, mekan değişikliğinin kişilerde farklı deneyim alanları sunmasıyla insanlara çok büyük şeyler katabileceğini” fark ettim. Daha sonra eğitim hayatıma Berlin’de devam ettim. Yüksek Lisans ve Doktoramı orada yaptım. Uzun yıllar Berlin’de göçmen bir öğrenci olarak yaşadım. Ve dolayısıyla kişisel hikayem de aslında bir göç yolculuğuna dayanıyor. Almanya’ya ilk gittiğimde bir maceraya atılmıştım. Çünkü; Almanca bilmiyordum, Yurt dışına daha önce çıkmamıştım ve Üniversiteyi yeni bitirmiştim. Benim için önemli bir karardı. Bu kararın olumlu/olumsuz yansımalarını aslında yaşadım. Bu yansımaların en büyüğü; ‘uzakta olma hissiyatı, aileden uzak olma hissi, bilmediğin bir dilin konuşulduğu bir ortamda Sosyal Bilim öğrenmeye çalışmak’ olmuştu. Bütün bunlar oldukça zorlayıcıydı. Dolayısıyla ilk gittiğim zamanlarda sisteme dair bir kafa karışıklığı yaşadım. Benim için aslında Almanya, aynı zamanda kendini aşma serüveniydi. Çünkü eğitim açısından bir şeyler katıyor, diplomalar kazandırıyor ama aslında daha büyük etkisinin ve kazanımının; deneyimlemek, başarmak, orada olmak ve hiç tanımadığın bir toplumda kendini var etmek olduğunu düşündüm.”

Sözleri ile özellikle öğrenci rolü üzerinde ‘uzakta olma hissiyatı, sisteme dair kafa karışıklığı ‘ gibi sorunların yaşandığını dile getirmiştir. İkinci olarak; bir seyircimizden gelen” kültür şoku” kavramını niteleyen bir soru sorulmuştur.

“Almanya’da yaşarken kültür şoku yaşadınız mı? “ sorusu üzerine VAROĞLU;

“ Yani kültür şoku derken neyi kastediyoruz? Kültür biraz karmaşık bir kelime. Birçok yerin aşina olunan tarafı olduğu gibi aşina olmayan tarafı da vardır. Aynı ülke içinde farklı şehirler, aynı şehirler içinde farklı mahalleler kişilere; kimi zaman telkinsiz gelebilir, tanıdık gelmeyebilir, huzursuzluk verebilir. Oradaki insanlarla, geleneklerle, uygulamalarla nasıl bir arada hareket edeceğimize dair kafamızda birçok soru işareti oluşabilir. Bunlar çok doğal süreçlerdir. Bu yüzden kültür şokunun altını kalın harflerle çizmeyi pek doğru bulmuyorum. Onun yerine küresel bir dünyada yaşadığımızı dolayısıyla artık karmaşık bir deneyim alanı içerisinde olduğumuzu ve bütün bunlardan beslenebileceğimizi düşünerek hareket etmemiz bizi dünyaya daha çok açacaktır. Yani bir “dünya insanı” olmamızı sağlayacaktır. Öğrenci kısmına gelecek olursak; eğitimin birçok kademesi var. Ben burada üniversite ve sonrasından bahsediyorum. Bu öğrencilerden benim anladığım şu ki; “aslında Uluslararası öğrenciler istenilen kişilerdir” çünkü ülkeler onları hem bilginin dolaşımı, hem uluslararası bir bilim topluluğunun inşası hem de prestij olarak görürler. Dolayısıyla uluslararası öğrencilerin okumak için bir yerden başka bir yere gitmesi göç eden ülke için büyük bir avantajdır. Uluslararası öğrencilerin olması, akademinin aşina olduğu bir durumdur. Ama yine de bu insanların özellikle gündelik hayatta bizim öylesine yaşadığımız, üstünde çok durmadığımız anlarda onları yaralayan/ etkileyen/ dönüştüren olumlu ve olumsuz deneyimleri oluyor. Kimisine göre bunları kültür şoku olarak tanımlamak uygun olur, kimisine göre de bu kişilerin içinde bulundukları atmosferden dolayı yordamaları olarak görmeleri şeklinde tanımlanabilir.”

Sözleri ile Küresel bir Dünya’da yaşadığımızı ve kültür şoku gibi ikili düşünme sitemlerinin kullanılmasını doğru bulmadığını dile getirmiş, Uluslararası öğrencilerin istenilen kişiler olmalarının yanında gündelik hayatta olumlu/olumsuz deneyimler yaşadıklarının altını çizmiştir. Program akışı bu şekilde devam ederken, Almanya’da ötekileştirici bir tutumun olup/olmadığı sorulmuştur.

“Almanya’da ötekileştirici bir tutum var mı? Sizin de bu konuda bir deneyiminiz veya bir etkiniz oldu mu? “ soruları üzerine VAROĞLU;

“ Her deneyim biriciktir. Fakat bu biricik deneyimlerden çıkartılabilecek ciddi sonuçlar olabilir. Bu bağlamda yaptığım araştırmada şöyle bir şey çıkmıştı; Öğrencilerin belirli mücadele alanları var. Bunların en önemlisi de ayrımcı veya ön yargılı tutumlar ile karşılaşınca oluyor. Bir diğeri de bilmediğin bir ülkede bilmediğin bir dilin konuşulması ile ilgili. Diğer bir tanesi ayrımcılık ile bağlantılı olarak “kurumsal ırkçılık” şeklinde oluyor. En basitinden vize uzatması örneğini verebiliriz. Orada yaşayan bir öğrenci olarak vizenin süresini uzatmak istiyorsun. Bu senin hakkın, bir sorun yok. Ama yabancılar dairesinde bazen öyle bir atmosferle, öyle bir tavırla karşılaşabiliyorsun ki; şimdi beni iki polis tutup ülkeden çıkaracak gibi hissediyorsun. Diğer zorluklar; emlakçılarla ilişkiler, ev bulma zorlukları, iş bulma zorlukları ve maddi zorluklar şeklindedir. Geçenlerde yine bir araştırma yapıldı. Diyor ki; “ CV’ mi gönderdim. Ama örtülü bir kadın olduğum anlaşılmasın diye fotoğrafımı koymadım. İş görüşmesine çağrıldım ve gittiğim yerde görüntümden dolayı reddedildim.” Yani bunun aslında biz örtülü/ örtüsüz yapılanından defalarca şahit olmuşuzdur. Bu bir kurumsal ırkçılık şeklidir. Aynı şekilde ön yargılar da karşılaşılan sorunlardandır. Çünkü ön yargılar aslında gruplar arası ilişkilerin en problemli yanlarıdır. İç ve dış ayrımını çok net koyduğumuz şeyler. Bu ön yargıları aşmak kolay değil. Yaşanılan sorun alanlarından bir diğeri de “benzeri yerlerdeki konulara vakıf olmamak” işte evrak isteniliyor, götürmen gerekiyor. Ne istediğini anlamıyorsun. Ama en önemlisi de “sıla özlemi”. Şimdi evimde olsaydım ne yapardım? Kardeşim şimdi ne yapıyor? Gibi soruları sık sık soruyorsun. Yani bir yandan hayatlar akıyor, aileler dönüşüyor, bazen acı durumlar oluyor ve bu acı durumu sana söyleyecekler mi? Sürekli bu sorular zihinde geçiyor.”

Sözleri ile göçmen bir öğrencinin gündelik hayatta mücadele ettiği sorunları ve alanları dile getirmiştir. Spontane bir biçimde ilerleyen yayında son olarak; Türkiye’deki ve Almanya’daki uluslararası öğrenciler arasında ortak bir noktanın olup/olmadığı sorulmuştur.

“Harran Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Kulübü ile birtakım çalışmalarınız var. Peki sizce Türkiye’deki Uluslararası öğrenciler ile Almanya’daki Uluslararası öğrenciler arasında ortak bir nokta var mı? “ sorusu üzerine VAROĞLU;

“ Gruplar arası ilişkiler, grupların kurulması, ön yargıların bunda çok büyük rolünün olması, grup sınırlarının belirlenmesi ve hep dış grup belirleyip o grubu “kendinden olmayan” olarak etiketleyip, onu hep olumsuz basmakalıp yargılarla ifade etmek. Dolayısıyla bu çok evrensel ve bilindik bir durum. Almanya’daki kişisel deneyimlerim ve yaptığım araştırmada çıkan sonuçların bu anlamda buraya olduğu gibi transfer edilmeyeceğini söyleyebilirim. Çünkü farklı göç sebeplerinden bahsediyoruz. Birisi; zorunlu göç. Canını kurtarmak için çok ciddi acılardan kaçıyor. Öbürü eğitim hayatına, kariyerine devam etme niyetiyle bir yere gidiyor. Yani birinde eğitim yoluyla mobilizasyon var; diğerinde savaş var, acı var, çok ciddi yolda başa gelen kötü şeyler var, travma var. Dolayısıyla aynı değil. Fakat bu deneyimleri burada kullanabiliriz diye düşünüyorum. Yani Almanya’da bu tür durumlarda baş etme stratejisi olarak taktikler geliştirilmişti. Örneğin insanlar; kendilerinin özel olan yanlarını vurgulamak, büyük şehirlerden geldiklerini söylemek, hobilerini, vb. söyler. Bu tür ön yargılı tavırlar ile zekayı, ve entelektüel altyapıyı kullanarak baş ediyorlar. Dolayısıyla buna benzer tavırlar geliştirilebilir. Bu anlamda Uluslararası Kulübe teşekkür etmek istiyorum. Bir arada yaşayabilmenin, bir arada bir hayat kurabilmenin mümkün olduğunu bize gösteren bir kulüp. Onlarla çeşitli etkinlikler yaptık”

Sözleri ile göç nedenlerinin farklı olduğunu ve beraberinde getirmiş olduğu sürecin de farklı olduğunu dile getirmiştir. Program akışı bu şekilde sonlanmıştır.

Başta; davet isteğimizi kabul edip, yayınımıza deneyimleri ile renk katan ve bizlere çok güzel pencereler açan saygı değer F. Güzin Ağca VAROĞLU hocamıza, yayın süreci boyunca moderatör olup, yayın akışını ilerleten Grup üyemiz Hüsniye KABLAN arkadaşımıza , yayında ve yapımda emeği geçen herkese ve son olarak yayın süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan izleyicilerimize sonsuz teşekkür ederiz. Bir arada yaşayacağımız güzel günlerin olması dileği ile…

Author : Berrin Çoban

Farklılıklar dikkatini çeken, gençliğinin tüm enerjisini faydalı işlerde harcamak isteyen bir sosyoloji meraklısı 🌈😇

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *