Göç Söyleşileri (Turkish)

GÖÇ SÖYLEŞİLERİ/6 “İLETİŞİM ARAÇLARINI KULLANMAMIZ GEREKİYOR”

Hepimiz Göçmeniz” projesi adı altında oluşturulan ve her Pazar günü 22:00’da @Hgöçmeniz İnstagram hesabında yayınlanan “Göç Söyleşileri” programının altıncı haftasında konuk isim; Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi; aynı zamanda Erol Güngör Türk Diasporası Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Müşerref YARDIM oldu. Proje koordinatörü Dr. Hakan GÜLERCE moderatörlüğünde İlerleyen yayında genel olarak “Batı Avrupa’da İslamofobinin dünü bugünü “ konuları konuşuldu. Program başında İslamofobinin başlıca etkenleri ve ön yargı kalıplarının oluşum süreci ile ilgili bir soru soruldu.

“İslam karşıtlığı veya kültürel ırkçılık; bunlar siyaset ile çok yakından ilişkili şeyler. Bu durumda medya nasıl? Siyasete destek mi veriyor? Karşılıklı bir anlaşma mı var? Yani bu ön yargı kalıpları insanların zihninde neden oluşuyor?” soruları üzerine YARDIM;

“ ‘İslamofobi, ayrımcılık, korku, ön yargı’ bunları tetikleyen, bunları daha geniş bir kitleye duyuran/ yayan en önemli unsur medya/ iletişim araçlarıdır. Bugün baktığımızda medya olsun, sinema olsun, sosyal medya olsun İslam karşıtı bir söylem geliştirmiştir. Medya bu korkuyu sürekli olarak pompalıyor ve daha geniş bir kitleye ulaştırabiliyor. Aynı zamanda genelleştiriyor da. ‘ Her Müslüman teröristtir, her Müslüman hırsızdır, her Müslüman katildir’ Gibi genel kavramlar kullanabiliyor. Bu genelleştirme oryantalist söylemin bir özelliğidir. Yani herkesi aynı/ homojen bir şekilde görüyor”

Sözleri ile İslamofobi’nin güçlenmesinde ve daha geniş kitlelerce duyulmasında medyanın ve medya organlarının büyük bir payı olduğunu dile getirmiştir. İkinci olarak; farklı dinlerin veya kültürlerin bir arada yaşaması ile Sekülerizm arasındaki ilişki sorulmuştur.

“Sizce Sekülerliğin özünde farklı kültürlerin bir arada yaşaması var mı? Yoksa dini açıdan baktığımızda sekülerlik bütün kültürleri red mi ediyor? Yani Sekülerlik, farklı kültürlerin bir arada yaşamasına engel midir? “ sorusu üzerine YARDIM;

“Aslında sekülerliğin dinlere karşı bir mesafe durumu söz konusudur. Bunu daha çok Laiklik ifade ediyor. İngilizcede Laiklik, Sekülerizm diye çevriliyor. Ama çok yanlış bir tercüme. Çünkü laiklik başka bir şey. Laiklik daha çok siyasi ve politik bir şeydir. Sekülerleşme ise sosyal bir süreçtir. Batı şuan laik mi? Mesela Laik Devlet Anlayışı ile övünen bir Fransa var. Fransa laik değil. Çünkü laiklik; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devletin her din mensubuna aynı mesafede olmasıdır. Ama bugün bakıldığında gerçekten Fransa Hükümeti veya kendisini laik olarak tanımlayan Hükümetler bütün dinlere mesafeli kalmakta mıdır? Hayır. Yani her zaman batının geçmişinde Yahudi ve Hristiyan geleneği batı için önde olmuştur. Çünkü İslam dini yine Oryantalizme vurgu yapacak olursak ‘Ötekinin’ dinidir. Ve her zaman tarih boyunca savaşılan bir grubun dini olduğu için ötekidir. O yüzden de çok kabul görülmemektedir.”

Sözleri ile laiklik ve sekülerlik arasındaki ince çizgiyi açıklamış, kendisini Laik olarak tanımlayan hükümetlerin her dine karşı eşit mesafede olmadığının altını çizmiştir. Yayın akışı bu şekilde devam ederken, bir izleyiciden gelen; İslamofobi’nin dini pratikler üzerindeki etkisini konu alan bir soru sorulmuştur.

“İslamofobi’nin Müslüman göçmenlerin gündelik hayatta dini pratiklerini yaşamaları üzerindeki etkisi nedir? Daha doğrusu bir etkisi var mıdır? “ sorusu üzerine YARDIM;

“Avrupa’da Müslüman dendiğinde görünürlük sorunuyla karşı karşıya kalınıyor. Kamusal alanda Müslümanların görünür olmaması isteniyor. Yani; kamusal alanda dininize vurgu yapacağınız her şeyden kaçının deniliyor. Bu bağlamda birçok alanda minareler, vb. sıkıntı oluyor ama katedraller var, büyük büyük kiliseler var. Bunlara ne yapılacak? Diye sorulduğunda bunlar benim geçmişimde var diyor. Şimdi böyle bir cevap ile karşı karşıya kalındığında çifte standart devreye giriyor. Eğer kamusal alanın tamamen tarafsızlığından bahsedeceksek o zaman herkesin eşit olması gerekiyor. Ancak kamusal alanın tarafsızlığı sadece Müslümanlar için geçerli olmakta ve kamusal alanda” herhangi bir dine mensup olduğunu görmemeliyim” deniliyor. Şart bu. Bununla birlikte asimilasyon devreye giriyor. Benim istediğim şekilde dini pratiklerini yerine getirme durumudur asimilasyon. Bu şekilde dini pratiklerinizi yerine getirmeniz kamusal alanda sınırlandırılıyor. En basitinden Avrupa’da yaşayan baş örtülü bir kadınsanız; yolda yürüdüğünüzde ayrımcı ve sert bakışlara maruz kalabilirsiniz. Çünkü baş örtüde kamusal alanda dini yansıtacak bir olgu. Bunun için ciddi bir görünürlük sorunu var.”

Sözleri ile kamusal alanda ciddi bir görünürlük sorunun olduğunu söylemiş, ve bunun da dini pratikler üzerinde etkili olduğunu dile getirmiştir. Program akışı spontane bir biçimde ilerlerken ön yargıların kırılması noktasında Avrupa’da yaşayan bireylerin faaliyetleri sorulmuştur.

“Burada ciddi bir ‘çifte standart’ görüyoruz. Pekala Avrupa’daki Müslümanlar bu çifte standardın farkındadır herhalde. Bir tepki oluşuyor mu? Ya da Avrupa’daki Müslümanlar bu ön yargıların kırılmasına yönelik bir şeyler yapıyorlar mı?” sorusu üzerine YARDIM;

“Akademik anlamda maalesef akademik üretimlerin birçoğu hala oryantalist söylemi kullanıyor. Yani oryantalist söylemi kullandığımız müddetçe bu şeyden çıkmamız çok kolay değil. Ve işin daha da kötü olan tarafı bizim Müslümanlar da bu söylemi kullanıyor. Yani sadece Batılılar değil. Müslüman akademisyenlerde de Sosyal Bilimlerde bu söylemi kullananlar var. Ancak medya dedik; islamofobinin yaygınlaşmasında çok etkili. Müslümanlar neden medyayı kullanmıyorlar? Tam tersi bir etki. Biz neden medyayı doğru-düzgün kullanmıyoruz. Bence medyanın olumlu imaj yayma konusunda doğru kullanılması gerekiyor. Sinema… bence hiç de basit bir şey değil. Mesela bugün Holywood sinemasına baktığımız zaman; filmlerden kaç tanesinde Müslümanlar doğru-düzgün gösteriliyor? Yani Müslümanlar ya hırsızdır, ya teröristtir, ya da uyuşturucu bağımlısıdır. Yani o filmlerde ne kadar kötü olgu varsa hepsi Müslümanlara aittir. En iyi olgular da beyaz adama aittir. Batılıya aittir. Kurtarıcı olarak görünen bir Batılı var. Sinema çok önemli çünkü insanları çok etkiliyor. Bunun için sinemayı çok iyi kullanmalıyız. İslamiyet’in ne demek olduğunu bilmeyen Batılılar da var. Tanımamaktan kaynaklı bir korku var. Hiç Müslüman komşusu olmamış bir insan için medyanın veya sinemanın ortaya koyduğu Müslüman/İslam algısı çok rahat bir şekilde kabul görmektedir. Bu yüzden ön yargıları, kalıp yargıları yıkmak için; iletişim araçlarını kullanmamız gerekiyor.”

Sözleri ile yine medyanın özellikle sinemanın doğru kullanılması gerektiğini dile getirmiştir. ‘insan, bilmediğinin düşmanıdır’ sözü de tam olarak Avrupa’daki ki İslam düşmanlığını/ karşıtlığını özetler niteliktedir. Program bu şekilde ilerlerken son olarak da bu konuda gençlerin ne yapabileceği sorulmuştur.

“İslamofobiyi kırmak için Avrupa’daki veya Türkiye’deki gençler bireysel olarak ne yapabilir? “ sorusu üzerine YARDIM;

“Birbirilerini tanımaları gerek. Yani aynı ortamda, bir araya gelmeliyiz. Müslümanlar da Batılılar gibi yiyor, içiyor, temel insani ihtiyaçları var. Biraz da bunun gösterilmesi gerekiyor. Adımımızı atarken gerçekten neyi yansıtıyoruz? Biraz da buna bakmamız gerekiyor. Öz eleştiri yapmalıyız. En iyi yapacağımız şey ise; öğrencileri bir araya getirmek ve iletişim kanallarını her zaman güçlü tutmaktır. “

Sözleri ile gençlere tavsiyelerde bulunmuştur. Program akışı bu şekilde sonlanmıştır.

Başta; davet isteğimizi kabul edip, yayınımıza deneyimleri ile renk katan ve bizlere çok güzel pencereler açan saygı değer Müşerref YARDIM hocamıza, yayın süreci boyunca moderatör olup, yayın akışını ilerleten Grup Koordinatörümüz Hakan GÜLERCE hocamıza, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarımıza ve son olarak yayın süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan izleyicilerimize sonsuz teşekkür ederiz. Medya organlarını doğru kullanmak dileği ile…

Author : Berrin Çoban

Farklılıklar dikkatini çeken, gençliğinin tüm enerjisini faydalı işlerde harcamak isteyen bir sosyoloji meraklısı 🌈😇

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *