Göç Söyleşileri (Turkish)

GÖÇ SÖYLEŞİLERİ/5 “GERÇEK BİR GÖÇMEN KUŞUM”

“Hepimiz Göçmeniz” projesi adı altında oluşturulan ve her Pazar günü 22:00’da @Hgöçmeniz İnstagram hesabında yayınlanan “Göç Söyleşileri” programının beşinci haftasında konuk isim; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi; aynı zamanda Göç, Nüfus, Eğitim ve İstihdam Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KALMIREC) Müdürü, Prof. Dr. Emel TOPÇU oldu. Proje koordinatörü Dr. Hakan GÜLERCE moderatörlüğünde İlerleyen yayında genel olarak “Kültür Şoku ve Kültürlerarası Öğrenme Bağlamında Göçmen Olmak “ konuları konuşuldu. Program başında TOPÇU, göç ile olan yolculuğunu ve ilk göçmenlik tecrübelerini dile getirdi.

“Ben çocukluğumdan beridir göç ediyorum. Babam devlet memuruydu. Bundan dolayı her 2-3 senede bir yer değiştiriyorduk. O yüzden göç etmek, bir yere gitmek, başka bir kültürle karşılaşmak ve başka bir okula gitmek benim için zor şeyler değildi. 1991 yılından sonra ise başka ülkelere göç ettim. İlk Hindistan’a, sonra Amerika’ya, sonra başka ülkelere derken artık bir yıl içinde bir ülkede kalmak bana zor geliyordu. Gerçek bir göçmen kuşum. Ben kendimi “Göçer” olarak tanımlıyorum. Başka kültürler ile beraber olmayı her zaman çok seviyorum. Stefan Hawking zekayı “Uyum yeteneği” olarak tanımlamış. Yani ne kadar uyumluysanız, o kadar yüksek zekaya sahipsiniz. Bütün canlılara bakın uyum sağlayamayan diskalifiye ediliyor. Ben bu uyum sağlamayı da çocukken öğrendim. O da mecburiyetten öğrendim. Bunun için başka bir topluma girdiğinizde; burada ben kendime nasıl bir yer bulabilirim? Boşluk nedir? Burada benimle ilgili bir boşluk nedir? Sorularına kafa yormalısınız. Böylelikle o toplumu dışarıdan izleme fırsatı buluyor, daha iyi tanıyorsunuz.”

Sözleri ile göçmenlik deneyimlerini dile getirmiştir. bu bağlamda ilk olarak Topçuya yer değiştirme temelinde bir soru sorulmuştur.

“Yer değiştirme hem başkalarını gözlemleme, görme ve tanıma konusunda hem de aslında kendini tanıma konusunda bir imkan sağlıyor mu?” sorusu üzerine TOPÇU;

“Evet, çünkü insanlar genellikle başka birisine, kendisinden farklı olana bakarak; kendi kendini tanımlıyor. Birey eğer başka birine bakmazsa kendi kendini tanımlayamıyor. Ne olduğunu bilemiyor. Mesela ben Avrupa’da yaşarken, bana orucu soruyorlar. Orucu biz burada gayet normal bir rutin olarak yaşıyoruz. Manası nedir, niye oruç tutuyoruz? Çok fazla sorgulamıyoruz. ‘Allah emretmiş biz de yapıyoruz’ diyoruz. Ama insanlar soru sormaya başladığında bu sefer rutin olarak yaptığımız işin detayına inmeye başlıyoruz. Ya da yaptığınız bir işi başkaları farklı yaptığında; farklı yaptığınızı anlıyorsunuz. Böylelikle kendi kendinizi daha iyi tanıyorsunuz. Başka kültürleri tanıdıkça insan kendi kendini daha iyi tanıyor. Yoksa tanımamız mümkün değil.”

Sözleri ile yer değiştirmenin başka kültürleri tanıttığı kadar bireyin kendisini de tanımasına vesile olduğunu dile getirmiştir. İkinci olarak başka bir kültürle karşılaşınca bireyin ne tür bir şok yaşadığı sorulmuştur.

“Farklı kültürlerle karşılaşınca bir şoka girme durumu oluyor. Genel olarak kültür şoku deniliyor buna. Nedir bu kültür şoku? Bir süresi var mı? “ sorusu üzerine TOPÇU;

“Kültür Şoku yoğun bir şekilde bir başka kültür ile karşılaşmaktır. Bu bambaşka bir şeydir. O zamana kadar öğrendiğiniz her şeyden çok farklı. En basitinden yufka ekmek yiyorsunuz sadece yufka ekmek. Bir bakıyorsunuz karşınıza cevizli, fındıklı ekmek çıkıyor. Bambaşka bir şey. Çok garibinize gidiyor. Bu çok basit bir örnek. Bunun içerisinde nasıl hareket edeceğinizi bilemiyorsunuz. Hayatınızı yeniden şekillendirmeniz gerekiyor. Nerede, ne zaman, nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz. Sizin iyi niyetle yaptığınız bir şey karşıda kötü olarak algılanabiliyor. Mesela Avrupa’da bana sürekli özellikle kadın öğretmenlerin sordukları şey;
“ -Müslüman erkekler bize hiç saygı duymuyor.” İfadesi oluyor.
“Neden saygı duymuyor?” diye sorduğumda ise;
“-Benimle konuşmaya gelince yüzüme bakmıyor, benimle tokalaşmıyor” diyor. Ben de diyordum ki; onlar size saygı duyuyor. Saygı duydukları için böyle yapıyorlar. Bunu dediğimde şaşırıyorlardı. Bakın; birinin saygı olarak yaptığı davranış öbürü tarafından saygısızlık olarak algılanıyor. Tamamen farklı iki bakış açısı.”

Sözleri ile kültür şokunun farklı kültürler ile bir anda karşılaştığında meydana geldiğini söylemiş ve bu durumun bambaşka bir şey olduğunun altını çizmiştir. Program akışında farklı kültürler ile karşılaşan bireyin ne hissettiği sorulmuştur.

“ Hocam, peki yoğun olarak başka bir kültür ile karşılaşan birey nasıl hissediyor? Bu durumun karşısında ne yapılabilir? Kültür Şoku nasıl atlatılabilir? “ sorusu üzerine TOPÇU;

“Bu durum kişiden kişiye değişiyor. Birey ilk başta bir boşlukta hissedebilir. Bunun için mümkün olduğu kadar çoğunluk toplum kişileri ile ilişki kurmak lazım. Toplumun nasıl işlediğini araştırmak lazım. Toplum içerisinde kendini ifade ettiğinde bir çevre sarıyor. Bunun için de ilk adım; dil bilmek oluyor. Dil, bütün kapıları açıyor. Bedensel olarak da ilişki kurabiliriz. Ama dil bilmek çok daha önemli. Dil bilmediğinizde özellikle Avrupa’da kadınsanız ve baş örtülü iseniz, damgalama mekanizmaları hazır. Ön yargı var. Bu bağlamda dil bilmeli, kendinizi ifade etmelisiniz. Dil dışında; Avrupa’da çok dernek var. Derneklere gidilebilir, sonrasında gidilen toplumun sistemini öğrenmek lazım. Bunlar yapıldığında birey kendini ifade edebilir, kültür şokunu kısa sürede atlatabilir.”

Sözleri ile dil bilmek, gidilen toplumun sistemini öğrenmek ve dernek gibi kurumlarda aktif gönüllülük yapmak ile kültür şokunun kısa sürede atlatılabileceğinin altını çizmiştir. Program spontane bir biçimde ilerlemiş, son olarak var olan ön yargı kalıpları sorulmuştur.

“ Hocam, bizde de hem göçmenlere karşı; hem de farklı dinlere, dillere ve kültürlere karşı bir ön yargı var gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? “ sorusu üzerine TOPÇU;

“Ön yargısız insan olmaz. Hepimizin var. Çünkü çocukken ailelerimiz bize hayatı kendi bildikleri gibi tanıtıyorlar. Ve bu olması gerekiyor. Çünkü bir pencerenizin olması gerekiyor. Yargılar pencerenizi oluşturuyor. Ama esas mesele bu yargıların katı olmaması ve bunu zamanla değiştirebilmek. Bu nedenle çocuklarımıza bu yeteneği ve esnekliği kazandırmalıyız.”

Sözleri ile benliğimizde var olan ön yargı kalıplarını zamanla kırabilmemizin önemli olduğunu dile getirmiştir. Program akışı bu şekilde sonlanmıştır.

Başta; davet isteğimizi kabul edip, yayınımıza deneyimleri ve hikayeleri ile renk katan ve bizlere çok güzel pencereler açan saygı değer Emel TOPÇU hocamıza, yayın süreci boyunca moderatör olup, yayın akışını ilerleten Grup Koordinatörümüz Hakan GÜLERCE hocamıza, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarımıza ve son olarak yayın süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan izleyicilerimize sonsuz teşekkür ederiz. Ön yargılarımızı kırmak dileği ile…

Author : Berrin Çoban

Farklılıklar dikkatini çeken, gençliğinin tüm enerjisini faydalı işlerde harcamak isteyen bir sosyoloji meraklısı 🌈😇

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *