Göç Yazıları (Turkish)

Göç ve Uyum Üzerine

Suriye’de devam eden iç savaş nedeniyle yüzbinlerce insan zorunlu olarak sınır ötesi göçe maruz kalarak yerlerinden edilmişlerdir. Bu göç yoğunluklu olarak Suriye’nin çevre ülkelerine yönelik gerçekleşmiştir. Sayıca en fazla göç alan ülke konumunda olan Türkiye, dört milyona yakın Suriyeli sığınmacıyı barındırmaktadır. Bununla birlikte Suriyeli sığınmacıların büyük çoğunluğu İstanbul ve Şanlıurfa’da yaşamaktadır. İlk başlarda, “geçici misafirler” olarak bakılan bu insanlar iç savaşın da uzamasıyla en azından uzunca bir süre burada kalacakları açıkça anlaşılmıştır. Bu durum çeşitli farklılıklar içeren kültürlerin bir arada barış ve huzur içerisinde yaşamaları konusunda bazı çalışmaların yapılmasını gerektirmektedir. Yerlerinden edilen bu insanların büyük bir bölümünü savaşın en masum kurbanları olan kadın ve çocuklar oluşturmaktadır. Savaş ortamından çıkan, yakınlarından ayrılmış, aile ve arkadaş fertlerinden ölümler yaşanmış insanların yeni bir toplumda, yeni bir hayata ayak uydurmasının da zorluğu tartışmasızdır. Bu durum da beraberinde Suriyeli sığınmacıların uyum ve entegrasyonu konusunu gündeme getirmiştir. Dolayısıyla Türkiye, Birçok Sivil Toplum Kuruluşu, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin de desteği ile sığınmacıların Türkiye’ye uyumu konusunda birçok çalışma yapmaktadır. Bütün bu çalışmalara rağmen özellikle yaşanan uyum sorunlarının sosyolojik/bilimsel altyapısının yeterli olduğu söylenemez. 

Geçtiğimiz yıllarda fakültemizin sosyoloji bölümünde Göç Sosyolojisi dersimizin kapanış dersini “Türkiye’de Göç Üzerine Çalışma Yapan Kurumlar” konusu ile davetimiz üzerine bizi kırmayıp üniversitemize gelen Göç İdaresi Genel Müdürümüz Dr. Gökçe OK hocamız yapmıştı.  Bu dersten aldığımız ilhamla aklımıza şöyle bir soru düşmüştü: “Göçmen Bavulunda ne getirir?” Sonra öğrencilerimle bu konu üzerine çok düşündük. Hatta her öğrencim birer deneme yazısı da kaleme aldı. Ortaya çok ilginç şeyler çıkmıştı. Göçmen bavulunda ne de çok şey getiriyordu; duygularını, düşüncelerini, hayallerini, umutlarını, hatıralarını… Göçmen aslında bavulunda yalnızca maddi şeyler değil, her şeyini getiriyordu. Gerçekten hiç böyle düşünmemiştik. Evet böylelikle zorunlu olarak yerinden edilen insanların sadece sorun alanı oluşturan ve üzerinde akademik çalışmalar yapılması gereken nesneler değil aynı zamanda onların nasıl birer hazine olduklarını da keşfetmeye çalışıyorduk. 

Zorunlu göç kavramı adından da anlaşılacağı gibi insanların zorunlu sebeplerden dolayı düzensiz olarak yer değiştirmesini ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile mülteci durumuna geçen kişi zorla yerinden, yurdundan ve vatanından edilmektedir. Dolayısıyla kendi isteği ile başka bir ülkeye gitmemiş, hayatını devam ettirebilmek için yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Öncelikle bu durumu iyice kavramamız gerekiyor. Dolayısı ile Suriyelilere karşı oluşan önyargı veya yargısız infazlarımızda bu bilgiyi göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Küçücük bedenleri kıyıya vuran çocuklar, kıyıdan denize açılacakları sırada botun batma ihtimalinde saçlarının boğulmayı kolaylaştırmaması için örgülü ve tokalı saçları kesilerek kıyıya bırakılan kız çocukları ve kayıp aile fertleri hem göçmeni hem de göç alan toplumları derinden yaralayan son derece insani durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte kurulu bir düzeni olan insanların bir anda sığınmacı durumuna geçmesi ve memleketinden kopması/koparılması, söz gelimi memleketinde yirmi yıl öğretmenlik yaptıktan sonra kendi mesleğini haricinde birçok işte çalışması sığınmacıların tercihi değildi. Evet sığınmacı kardeşlerimiz artık burada ve aradan yıllar geçti. 

İşte burada hem Suriyeli kardeşlerimize hem de bize büyük görevler düşüyor. Kendi açımdan artık sosyal bilimlerin sahaya inmesi, teoriden pratiğe ve daha çok aksiyona geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle uyum sorunlarının çözümünü göç eden bireyler ile yerel halk, idareciler ve sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkiler belirlemektedir. Bunun içinde tarafların etkileşime girmeleri sağlanarak Suriyeli göçmenlerin sosyal kabullerinin artırılması sonucu gerçekleşebilecektir. Sivil Toplumun saha tecrübesini aktardığı, Devlet kurumları bürokrasi ve resmi işlemlerde kolaylıklar sağlaması ile üniversite akademik bilgisini ve şirketlerimiz sosyal sorumluluk kapsamında profesyonel deneyimlerini ortaya koyarak hep birlikte stratejik bir ortaklık kurarak göçmene dokunacak ve insani bir yaklaşımla uyum çalışmalarının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Evet bununla birlikte biz, göç ve uyumu konuşurken hep göçmenler bize uysun dedik. Ancak yerel halkın da bir şekilde bu yeni duruma uyum sağlaması gerekmez mi? Böylelikle çok kültürlü bir toplumda beraber toplumsal barış içerisinde yaşayıp toplumların birbirine uyum sağlayacağı bir entegrasyon modeli oluşturulamaz mı? Bu anlamda uyum tek yönlü değil dinamik bir süreçtir diyebiliriz. Birleşmiş Milletler, uyum sürecinde her iki tarafa da sorumluluklar yüklemektedir. Göçmenlerin ve yerel halkın uyum konusunda istekli olmalarını gerekli görmektedir. Diğer bir ifade ile göçmen, kendi kültürel kimliğini kaybetmek zorunda kalmadan ev sahibi toplumun yaşam tarzına uyum konusunda adapte olma noktasında istekli olmalı; ev sahibi toplum ise gelen nüfusun toplumsal ihtiyaçlarının karşılanması için duyarlı olmalı, kamu kurumları gerekli çabayı göstermelidir. 

 Göçmenler üzerine çalışma yapan ve özellikle çocukların eğitimleri konusunda proje fikirleri olan öğrencilerime hep şunu dedim, sığınmacıların bize ihtiyacı olduğu gibi bizim de onlara ihtiyacımız var. Evet onlar bizden bir şey bekliyor ama biz de onlardan çok şey alabiliriz. Yapacağımız işleri hiçbir zaman diploma, sertifika, akademik kariyer veya maddi gelir için yapmayacağız. Alacağımız projelerden asla ve asla cebimize bir kuruş para girmeyecek ne bir prestij ne bir şan ne bir şöhret, tamamen insanlık için, birlikte yaşamak için daha onurlu ve güzel bir gelecek için çalışacağız hedefi gayesini gösteriyorum. Kadim Şanlıurfa örf ve adetleri, Hz. İbrahim’in maneviyatı ve misafirperverliği bunu gerektirir. Urfa herkese kucak açar. Herkese hoşgeldin der kapısını açar. Evet herkesle anlaşmak, aynı fikirde veya aynı karakterde olmak zorunda değildir ama önyargılarını kırarak herkese Hoş Geldin diyebilir. Herkese ama herkese Hoş Geldin demekten korkmaz Şanlıurfa.

Bütün bahsettiğim konular çerçevesinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği Uyum Buluşmaları kapsamında özellikle “Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilerin Hak ve Yükümlülükleri” başlığı altında ele alınması bu Uyum konusunda farkındalığın oluşturması açısından çok değerli bir girişim olduğunu düşünüyorum. 

Biz de hem bölüm öğrencilerimiz, hem de araştırma merkezimiz olarak buradayız sahadayız ve beraber çalışmaya hazırız diyoruz. Birlikte çalışma kültürünü geliştirerek daha çok işler yapabileceğimize inanıyoruz.

Dr. Hakan Gülerce, Harran Üniversitesi Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürü

 

 

Author : Hakan Gülerce

Harran Üniversitesi, Göç Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürü Uluslararası Sosyal Bilimler Federasyonu Başkanı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *