Göç Söyleşileri (Turkish)

GÖÇ SÖYLEŞİLERİ/11 “ASIL PROBLEM BİZİM ÖN YARGILARIMIZ DEĞİL; BİLGİSİZLİĞİMİZDİR”

“Hepimiz Göçmeniz” projesi adı altında oluşturulan ve Pazartesi Günü 22.00’da @Hgocmeniz instagram hesabında yayınlanan “Göç Söyleşileri” programının on birinci haftasında konuk isim; Migport’un kurucusu aynı zamanda Girişimci Berat KJAMİLİ oldu. Grup Farkındalık üyesi Zilan DUMAN moderatörlüğünde ilerleyen yayında genel olarak “Göç ve Girişimcilik: Migport” konuları konuşuldu. Bu bağlamda ilk olarak; KJAMİLİ’ye Migport’un kuruluş süreci soruldu.

“-Sizi Migport’tan tanıyoruz. Kurucusu sizsiniz. Göçmenlere girişimcilik ile hayat oldunuz. Bu süreci sizden dinleyelim. Migport’u kurmaya nasıl başladınız? Şuan nasıl devam ediyor?” Sorusu üzerine KJAMİLİ;

“-Ben kendim Makedonyalıyım. Makedonya’da bir Türk ailesinde doğdum. Makedonya nasıl bir ülke derseniz; ben küçükken ismini Makedonya diye biliyordum. Türk ve Arnavut ailesinde doğmuştum ve Makedon olmadığımı da biliyordum. Sonra yedi yaşlarında Eurovision’da uzun bir isim gördüm. “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya” diye. Babama bu uzun isimli ülkenin kimin ülkesi olduğunu sordum. Bizim ülkemiz olduğunu, asıl isminin bu olduğunu söyledi. Çok küçüktüm ve çok şaşırmıştım. Sonra bir göçmen olarak ODTÜ’de Ekonomi okumak için Türkiye’ye geldim. Hala göçmen olarak yaşıyorum. Hatta sabah ikametimi yenilemek için gittim ama yenileyemedim. İşte geçenlerde bir haber okudum. “Kuzey Makedonya” bizim ülkemiz yine ismini değiştirmiş. Bu sebeple beş defa gidip- gelmeden ülkemi değiştirmiş oldum. Böyle olunca insan göçmenliğin ne kadar zor olduğunu, doğduğun ülkede bile göçmen olabileceğini görüyor. Sonra Suriyeliler, Afganlar ve Iraklılar ile karşılaştım. Türkiye’ye baktığımızda sadece Suriye’den değil, bütün dünyadan insanlar var. Ve bu bize bence çok büyük zenginlik katıyor. Bende dedim ki; bu kadar insan problem yaşıyor. Diyelim ki ikametini yapmalı, nasıl yapacağını bilmiyor. Ailesinde de bilen yok. Bu insanlar bilgiye ulaşamıyor. En büyük sıkıntılar zaten ‘ bilgiye ulaşamamaktan’ geliyor. Aynı zamanda Türkiye’deki insanlar da göçmenler ile ilgili bilgiye sahip değil, göçmenlerin Türkiye’ye olan etkilerinin de farkında değiller dedim. Bu noktada “Asıl problem bizim ön yargılarımız değil, bilgisizliğimiz.” Dedim. Bilgisizlik olduğu için ön yargı var, bilgisizlik olduğu için göçmenler zorluk yaşıyor diyerek Migporttu başlattık. Migportta biz aslında göçmenlerin bilgiye erişimini sağlıyoruz. Bir göçmen diğer göçmenlere ikametini nereden alabileceğini, hangi Türk yemekleri yapabileceğini söylüyor, ondan sonra esnaf lokantası açanlar Suriyelilerin hangi şarkıyı sevdiğini soruyor. Aslında kültürel bir bağ oldu, biz kültürel bir köprü oluşturduk. Ve güzel de sonuçları oldu. Bununla beraber göçmenlerin STK’lara ulaşmasını da sağladık. STK’ların problemlerini çözmelerini sağlıyoruz. Mesela en basitinden göçmenler bir şehirden başka bir şehre gitmek için şehirlerarası geçiş izni almaları lazım. Göç Afgan var. Bu insanların başka bir şehirde müşterisi olduğunda izinleri olmadan gidemiyorlar. Bu noktada satış yapamıyorlar. Ve bu büyük bir zarar onlar için. Bizde bu problemi nasıl çözebileceğimizi düşündük ve E-Devlet üzerinden online izin almalarını sağladık. Bu şekilde devam ediyoruz”

Sözleri ile var olan bilgisizlik ortamından dolayı Migporttu kurduğunu, bu amaçla göçmenlerin ve yerel halkın bilgiye ulaşmalarının sağlandığını dile getirmiştir. İkinci olarak yapılan çalışmaların ne kadar etkili olduğu sorulmuştur.

“-Geçmiş yıllara baktığımız zaman yaptığınız çalışmaların ne kadarının başarılı olduğunu gördünüz? Ya da Suriyelilerin veya diğer göçmenlerin sorunlarının ne kadarının çözüldüğünü gördünüz?” Soruları üzerine KJAMİLİ;

“-Biz Türkiye’de hem ulusal hem de uluslararası kurumlar ile çalıştık. Dünyada verilen eğitimleri Türkiye’de vermeye çalıştık. Daha yeni kurulduk dört yıl önce. Bazı problemlere çözüm bulduk ama binlerce problem var. Biz sahada fonların data eksikliği olduğunu gördük. Yani asında Türkiye’de 5 milyon Suriyeli var, 4 milyonu kayıtlı. Bir milyon kayıtsız. Gerçekten güzel bir çözüm üretmeniz için 5 milyon insan ile birebir konuşmanız; onları gruplara ayırıp, kimin ne problemi var? Dinleyip ona göre çözüm bulmanız gerekiyor. Ama 5 milyon insan ile anket yapmak imkansız. 500 insan ile yapınca da maalesef sağlam çözümler olmuyor. Biz de bu sorunu teknolojiyi kullanarak çözebileceğimizi düşündük. Bu istatistik, data açıklarını tabi bunu etik bir şekilde yaparak insanların isimlerini- soy isimlerini almayarak sadece humus (takma ad)kullanıp bize problemlerini iletmelerini istedik. Bu problemlere çözüm için de STK’lar ile beraber çalıştık. Şuan hala başlangıçtayız ama 16 ülkeye açıldık. Pandemiden dolayı şu sıralar bir yere gidemiyoruz ama devam edeceğiz. Göçmen denince akla yardıma muhtaç insanlar değil de; girişimci, yerel halk ile bir şeyler ortaya çıkaran insanlar gelsin istiyoruz ve bu şekilde devam ediyoruz.”

Sözleri ile üzerinde durulması gereken birçok sorun olduğunun altını çizmiştir. Program akışı spontane bir biçimde ilerlerken son olarak; özel sektör, STK’lar ve kamu kurumlarının ortak çalışması durumunda neler olabileceği sorulmuştur.

“- Özel Sektör, STK’lar ve Kamu kuruluşları arasında bir denge ve bir güç kurmaya çalışıyorsunuz. Bu üç kolun ayrı ayrı değil; birlikte teknolojiyi kullanarak ilerleyebileceğini söylemiştiniz. Bu konuda ne söylersiniz?” Sorusu üzerine KJAMİLİ;

“-Biz sürdürülebilirlik diyoruz ama baktığınızdan bir problem var. Diyelim bir kriz oldu. İlk ne görürsünüz? Bir devlet aksiyon alır, STK’lar oraya gider ve çalışır. Örneğin; bakın koronavirüs başında ilk önce devletler kendileri karar alıyor, ondan sonra STK’lar bir işler yapıyor, Özel Sektörde hayatta kalmaya çalışıyor, STK’ları destekliyor. Ama bu da sürdürülebilir bir çözüm değil çünkü üçü bir araya gelip çözüm üretmiyor. Niye üretemiyor? Biz koronatham’da (Koronatham kurduk Türkiye’de) orada devlet(sağlık bakanlığı), STK’lar, Özel Sektör ve girişimciler geldi. Dördü bir araya geldi ve bir proje üretti. Türkiye’nin en büyük hekatonu oldu. Startup’lara 730 bin lira destek toplandı. Biz bunu fon alıp yapmadık, tamamen gönüllü bir şekilde yaptık. Bu sayede Türkiye’de yaklaşık 50 tane proje başladı. Bazıları online bir biçimde doktora gitmemizi sağlıyor, bazıları psikolojik temelli sorunlara çözüm oluyor. Burada bir üçgen var. Bu üçgende; STK’lar, Devlet ve Özel Sektör var. Özel sektör hayatta kalmak için para istiyor. Ama devlet ve STK’larda para istiyor. Şuan ki dünyada para olmazsa bu üçgen dönmüyor. Bu durumda özel sektör farklı davranıyor. Hayatta kalmak için para istiyor ve kara odaklanıyor. Sürdürülebilirliği en iyi bilen özel sektör oluyor. Devlet de iyi yöneten oluyor. STK’lar da toplumu biliyorlar. Ama bu üçgenin ortasında bir boşluk var. Dolu değil. Niye dolu değil? Çünkü girişimciler olmadığı zaman dolu olmaz. Dolu gibi görünür ama açıktır. Girişimciler benim gözümde her zaman açıkları bulur. Girişimci düşünmek bu sektörde lazım. o üçgenin boşluğunu ancak girişimciler doldurabilir. Ama bu üçgenin de girişimcileri kabul etmesi, onları teşvik etmesi gerekiyor. Ben sürdürülebilir çözümleri bu dörtlünün bir araya gelmesi sonucunda buluyorum.”

Sözleri ile devlet, STK’lar, özel sektör ve girişimcilerin bir araya gelmesinin gerekliliğini belirtmiş, bu birlikten sürdürülebilir çözümlerin doğacağının altını çizmiştir. Program akışı bu şekilde sonlanmıştır.

Başta; davet isteğimizi kabul edip, yayınımıza deneyimleri ve çalışmaları ile renk katan ve bizlere çok güzel pencereler açan saygı değer Berat KJAMİLİ hocamıza, yayın süreci boyunca moderatör olup, yayın akışını ilerleten Grup üyemiz Zilan DUMAN arkadaşımıza , yayında ve yapımda emeği geçen herkese ve son olarak yayın süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan izleyicilerimize sonsuz teşekkür ederiz. Var olan bilgisizliğimizin farkına varıp, doğru bilgiler ile ön yargılarımızı kırmak dileği ile…

Author : Berrin Çoban

Farklılıklar dikkatini çeken, gençliğinin tüm enerjisini faydalı işlerde harcamak isteyen bir sosyoloji meraklısı 🌈😇

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *