Göç Söyleşileri (Turkish)

GÖÇ SÖYLEŞİLERİ/10 “ASIL BELİRLEYİCİ OLAN KÜLTÜREL YAKINLIK DEĞİL; SAYISAL BÜYÜKLÜKTÜR”

“Hepimiz Göçmeniz” projesi adı altında oluşturulan ve her Pazar günü 22:00’da @Hgöçmeniz İnstagram hesabında yayınlanan “Göç Söyleşileri” programının onuncu haftasında konuk isim; Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Murat ERDOĞAN oldu. Proje koordinatörü Dr. Hakan GÜLERCE moderatörlüğünde İlerleyen yayında genel olarak “10. Yılında Türkiye’de ve Şanlıurfa’da Suriyeliler” konusu konuşuldu. Program başında Erdoğan’ın yürütmüş olduğu “Şanlıurfa Barometresi” adlı çalışmasının içeriği ve Türkiye’nin zorunlu göç karşısındaki 10 yıllık tecrübesi soruldu.

“Şanlıurfa’da yaptığınız bir çalışmanız var. ‘Şanlıurfa Barometresi’ diye. Bize biraz bu çalışmanın içeriğinden bahsedebilir misiniz? Ayrıca özellikle ana başlığımız ‘Türkiye’de ve Şanlıurfa’da göç ve Suriyeliler’ bağlamında yaşanan 10 yıllık tecrübeden kısaca bahsedebilir misiniz?” soruları üzerine ERDOĞAN;

“ Göç ile ilgili olarak 10. Programı yaptınız ve ben 10. Konuğunuz oldum. Bundan 10 sene önce böyle bir program yapsaydınız, Türkiye’de bu konu ile ilgili konuşacağınız insan sayısı toplamda 10 olmazdı. Dolayısıyla bu konu son 10 senenin yükselen trendi. Şuan Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Mardin’de, İstanbul’da, vb. bu konu ile ilgili çok güzel çalışmalar ortaya koyan insanlar var. Bu bağlamda göç, artık bir hobi alanı olmanın ötesinde kariyer alanı olarak da görünüyor. Şanlıurfa Barometresi çalışmama gelecek olursam; bu fikir bana Euro Barometre çalışmalarından geliyor. AB komisyonun bir barometre çalışması vardır. Her 6 ayda AB’deki ülkelerde ya da ona yakın ülkelerde kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Her konuda sorular sorarlar. Bu tip çalışmalar sürekli olunca eğilimleri de görme ihtimalimiz ortaya çıkıyor. Ben onun için 2009 yılında yurt dışındaki Türkler için ‘Euro Turkish Barometre’ adı altında Avrupa’daki Türkleri koruyan bir çalışmaya başlamıştım. 11 ülkede gerçekleştiriyordum. Barometre fikri şu açıdan benim için çok önemli; sosyal alanda karşılaştığınız bir şey için bir tespit yapabilirsiniz. Ama her şey çok hızlı değişiyor. Süreç nereye gidiyor? Sonradan gelen olarak niteleyeceğimiz göçmen/mülteci/sığınmacı fark etmez. Sonradan gelen kitle ile ev sahibi kitle ilişkileri nasıl gidiyor? Bunu anlamamız için bizim bir süreç takibi yapmamız lazım. Türkiye’deki Suriyeliler Türkiye’ye geleli 10 sene oldu. Dolayısıyla bir ortak yaşam gerçekleştiriyoruz. Hepimizin bildiği gibi sadece %1’lik bir kesim kamplarda yaşıyor. Onun dışında hep birlikte yaşıyoruz. Ortak yaşam istesek de istemesek de bir şekilde devam ediyor. Ve bana kalırsa oldukça başarılı bir biçimde devam ediyor. Dolayısıyla ben de 2014 yılından beri yani Suriyelilerin gelmesinden 3 sene sonra kapsamlı kamuoyu çalışmalarına başladım. 2014-2017 ve 2019 çalışmalarını yaptım. Şuan bu üç dönemin verilerini karşılaştırabiliyorum.”

Sözleri ile barometre fikrinin çıkış noktasını dile getirmiştir. Program akışı bu şekilde devam ederken çalışmasının içeriğinden bahsetmiş, ezber bozan açıklamalarda bulunmuştur.

“Urfa çalışmasına dönecek olursak; Urfa çalışması benim için çok özeldi. Çünkü; Göç ve Uyum çalışanlar için şöyle bir yaklaşım vardır. ‘Kültürel olarak birbirine yakın toplumlar bir araya gelirse uyum kolaylaşır’ Urfa çalışmasından sonra benim bu ezberim bozuldu. Ben Urfa’da anladım ki kültürel yakınlık işi hikâye. Çünkü Hatay, Antep, Kilis ama özellikle Urfa Suriye’den gelen Sünni Arap kitlenin neredeyse en yakın olduğu toplumsal grubu oluşturuyor. Hatta bu yetmezmiş gibi sokaklarda Arapça konuşuluyor. Yetmezmiş gibi akrabalık, aşiret, vs. bağlılıklar hatta dini bağlılıklar var. Dolayısıyla Urfa benim için çok önemliydi. Yani Suriyelinin İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da, Kayseri’de olmasından çok Urfa’da olması özel bir durum. Bunun için çalışmaya başlarken herhalde Türkiye’deki diğer yerlere oranla bu süreçlerin Urfa’da daha kolay geçtiğini düşünüyordum. Ama öyle olmadığını çok net bir biçimde gördüm. Bunun çarpıcı bir örneğini vereyim. Biz araştırmalarımızda hep ‘sosyal mesafe ölçekleri’ kullanırız. Bu ölçeklerde on tane soru soruyoruz. Diyoruz ki;
-Siz Suriyeli komşunuz olsun ister misiniz?
-Bir Suriyeli ile aynı evde olmak ister misiniz?
-Bir Suriyeli ile evlenmek ister misiniz?
Vb. sorular sorarız. Bu on sorudan aldığımız cevap bir analizden geçer ve bir ölçek çıkar. Bu ölçeğe ‘Sosyal Mesafe Ölçeği’ diyoruz. Sosyal mesafenin az olması iyi bir şey. Ama açık ise problemli bir şey. Bizim yaptığımız sosyal mesafe ölçeklerinde Türkiye Ortalaması; -51 çıkıyor. Aşırı derecede kötü bir durum. Yani Türkiye toplumu Suriye toplumuna karşı mesafeli. Suriyelilerde ise tam tersi bir durum var. Mesafeli değiller. Bu ölçeği yine yaptık. Türk toplumunun Suriyelilere mesafesi -51 çıkarken; Suriyelilerin Türk toplumuna bakışı +79 çıkıyor. Yani Suriye tarafı daha istekli. Gelelim Urfa’ya. Urfa’da bu makasın daha dar olacağını düşündük. Fakat Türkiye Ortalaması -51 iken; Urfa Ortalaması – 56 çıktı. Yani bütün akrabalık ilişkilerine, aynı dili biliyor olmalarına veya kıyafetinden, geleneklere birçok alanda Türkiye’nin diğer bölgelerine göre daha yakın bir kültürel yapıya sahip olmak yetmiyor. Buradaki temel sorun ‘sayı’. Yani şöyle; eğer iki milyon civarındaki Urfa’ya 400/450 bin Suriyeli gelirse bu iki yönde etki yaratıyor. Birincisi; gelen kitle 450 bin kişinin varlığını hissediyor ve onun koruması altına giriyor. Benzer hikayeden, benzer geçmişten gelmiş olmaları bir dayanışma ortamı oluşturuyor. Ve bu ortamın oluşması çok normal. Bu dayanışma yerel toplumda tam tersi bir endişe yaratıyor. Çünkü; ‘Bunlarla nasıl baş edeceğim?’ psikolojisi oluşuyor. Sayı beş bin, on bin olsa kimsenin umurunda olmaz. Çünkü beş bini on bini bir şekilde yönetiyorsun. Ama sayı nüfusun %20’sini aşıyorsa yönetilemeyeceğini fark ediyorsun. Karşıda yeni bir aidiyet oluşuyor ve o aidiyet kendine ötekisini alarak yeni bir aidiyet üretiyor. Dolayısıyla Urfa tecrübem bana gösterdi ki; ‘İki farklı toplum arasında ortak yaşam söz konusu olduğunda asıl belirleyici olan kültürel yakınlık değil; sayısal büyüklükler oluyor.”

Sözleri ile birlikte yaşama konusunda sayısal büyüklüğün belirleyici olduğunun altını çizmiş, Barometre Çalışmasının içeriğinden bu şekilde bahsetmiştir. Yayın akışı devam ederken var olan sayısal büyüklük karşısında Türkiye’nin Göç yönetimi sorulmuştur.

“Türkiye’nin göç yönetimini nasıl buluyorsunuz? Sizce Türkiye’nin Göç yönetimi nasıl olmalı? Ne önerirsiniz?” soruları üzerine ERDOĞAN;

“Türkiye’nin 10 yıllık bence gayet başarılı bir süreç yönetimi gerçekleşti. Ama bu süreç yönetiminin üç ayağı vardı. Bir tanesi bürokrasi ayağı bir tanesi siyaset ayağı ve bir tanesi de toplum ayağıydı. Bence bürokrasi ayağı ve toplum ayağı çok iyi çalıştı. Dört milyon insanı bu kadar rahat kabullenip, sorunsuz biçimde bir arada yaşamak gerçekten büyük bir olay. Türk toplumu bu bağlamda kapasitesinin üstünde bir performans gösterdi. Bürokrasi ayağına gelecek olursam; Göç İdaresi Müdürlüğü de çok iyi bir iş çıkardı. Sürecin bence en başarısızı siyaset ayağı oldu. Türkiye’de siyaset hala bu işin ciddiyetinin farkında değil. Örneğin siyasetin yapamadığı en önemli şeylerden biri ‘Türkiye’deki Suriyelilerin Dağılımı’. Türkiye’nin nüfusu 82 milyon. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin nüfusu 3.6 milyon. 82 milyonu 3.6 milyona böldüğümüzde %4.32 gibi bir oran çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin her yerinde %4.32 oranında Suriyeli olması gerekiyor. İstanbul’da da Urfa’da da. Avrupa’da bu sistem böyle göçmen nüfusunu dengeli bir biçimde dağıtıyorlar. Biz bunu yapamadık. Biz önce geçici bir süreliğine kalacaklarını düşündük. Bir kamp yapıldı, ikincisi yapıldı, bir diğeri yapıldı. Sonra baktık 300 bine çıktı kamp nüfusu. Sonra yetiştirilmediği için serbest bırakıldılar. Bu da süreci yönetmek açısından olumsuz bir durum.”

Sözleri ile Türkiye’nin göç yönetimini dile getirmiş, Suriye Nüfusunun Dağılımı konusunda olumlu bir süreç yaşanmadığını belirtmiştir. İnteraktif bir biçimde ilerleyen yayında son olarak bir seyirciden gelen Şanlıurfa’nın göç yönetimini konu alan bir soru sorulmuştur.

“Urfa’daki göçmen nüfusunun kapasitenin üstünde olduğunu söylediniz. Bu durumda Urfa için uygulanabilecek bir politika olabilir mi? Ya da böyle bir şey mümkün mü?” soruları üzerine ERDOĞAN;

“ Urfa’daki Suriyeli nüfusun dağılımına baktığımızda Karaköprü’de ne kadar Suriyeli var? Halilye’de ne kadar var? Sadece Urfa’nın içinde bile olağanüstü dengesizlikler var. Dolayısıyla süreç yönetimini tepeden yapma şansınız kalmadı. Süreç yönetimini yerelden yapmanız gerekiyor. Yerel ile işbirliği yapılması lazım. Ama yerelin elinde kaynak olması lazım. o yerelde kaynak yok. o yerelin bu konuda insiyatif almasına izin veren bir yetki de yok. Dolayısıyla süreç burada çok aksadı bunu değiştirmeniz de çok zor bir şey. Ama bu çok kötü bir şey mi? Ondan da emin değiliz. Türkiye’de yaşadığımız tecrübeler bizi dinleyen arkadaşlar için de özellikle söylemek istiyorum. Öyle bir şey oldu ki Türkiye’de, bir anda dört milyon insanla karşılaştık. Dünya’da uyum çalışmaları hep göçmenler üzerine düşünülür. Mülteciler için düşünülmez. Biz dünyada ilk kez mülteciler için uyum çalışması yapan bir ülkeyiz. Uyum çalışması yapıyoruz. Hiçbir şey yapmasak; sadece Suriyeli çocukların okula gitmesi bile bir uyum çalışmasının en önemli adımıdır. 650-670 bin çocuk gidiyor Türk okullarına. Bu bile çok önemli bir şey. Uyum çalışmaları ile ilgili olarak önemli görmemiz gereken bir nokta bu. Suriye barometresinde şunu da gördük bence çok önemli bir şey. Türk toplumu Urfa başta olmak üzere Suriyelilerin varlığını istemiyor, gitmeyeceklerine de inanıyor. Ama yine de bir imkan olsa onları göndermeyi arzu ediyor. Biz Türk toplumunun endişelerini, kaygılarını ve geleceklerini Suriyeliler ile paylaşmak istemediğini görüyoruz. Ve bu bazen bazı yerlerde ne yazık ki vahim olaylara neden oluyor. Peki Suriyelilerde ne oluyor? Çok net ve ilginç bir biçimde görüyoruz ki; Suriyeliler her geçen gün Türkiye’deki yaşamlarından daha çok memnunlar. Kendilerini daha güvende ve mutlu hissediyorlar. Peki bu nasıl gerçekleşiyor? Bunun gerçekleşmesinin sebebi bir arada yaşıyor olmaları. Çünkü devlet onları dağıtmadı. Nerede yaşayacaklarına kendileri karar verdiler ve büyük bir çoğunluk akrabalarının veya tanıdıklarının yanına yerleşti. Böylelikle kendilerine bir dayanışma ve güvenlik ağı oluşturdular. Şuan Türkiye’de çok büyük bir grubun kendi içinde yeni bir toplumsal yapı oluşturması kaçınılmaz. Bu da ileride Türkiye’de ciddi handikaplar oluşturabilir. Çünkü Türkiye’nin zaten parçalanmış bir toplumsal yapısı var.”

Sözleri ile Urfa yerelinde de; dağılımda olağanüstü dengesizliklerin olduğunu dile getirmiş, dağılımın çözülmesi gereken bir sorun olduğunun altını çizmiştir.

Program akışı bu şekilde sonlanmıştır.

Başta; davet isteğimizi kabul edip, ezber bozan deneyimleri ve çalışmaları ile yayınımıza renk katan saygı değer Murat ERDOĞAN hocamıza, yayın süreci boyunca moderatör olup, yayın akışını ilerleten Grup Koordinatörümüz Hakan Gülerce hocamıza, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarımıza ve son olarak yayın süreci boyunca bizleri yalnız bırakmayan izleyicilerimize sonsuz teşekkür ederiz. Daha sağlıklı bir göç yönetiminin gerçekleşmesi dileği ile…

Author : Berrin Çoban

Farklılıklar dikkatini çeken, gençliğinin tüm enerjisini faydalı işlerde harcamak isteyen bir sosyoloji meraklısı 🌈😇

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *