Göç Yazıları (Turkish)

Farklılıklarımız Zenginliğimizdir

 2011 yılında ülkemizde kitlesel olarak yaşanan hareketlilik sonucu mülteciler Türkiye de farklı illerimizde yaşamaya başladılar. Mülteciler Derneğinin Mayıs 2020 yılı güncel verilerine göre en fazla mülteci barındıran şehirler sırasıyla İstanbul, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa…  En kalabalık nüfusa sahip olması ve gelişmişliği İstanbul’u birinci sırada yapıyor bence. Ardından Gaziantep ve Urfa’nın sınır bölgesi ile sınır olmasının payı yadsınamaz. Ben şimdi Türkiye’nin  tüm illerinde mevcut kayıtlı yaşayan 3.579.332 nüfustan bahsetmek istiyorum. Bir de kayıtlı olmayan nüfus var ama o bambaşka bir boyut bana göre. Mülteciler Derneği verilerine göre 0-18 yaş arası çocuklar ve kadınlar mülteci nüfusunun % 70,6 sının oluşturuyor. Bu da gösteriyor ki erkek nüfus kadın ve çocuk nüfusa oranla oldukça az. Mülteci ailelere baktığımızda çoğu ailede baba ya Suriye de kalmış ya da savaşta vefat etmiş. Bu durum ailelerin varış ülkesine adaptasyonlarını daha da zorlaştırıyor.

Her yerde olduğu gibi ülkemizde de sığınmacılara karşı ön yargı belirli ölçüde devam ediyor. Evet, sığınmacılar farklı bir kültürleri var farklı bir coğrafyadan geliyorlar, dilleri farklı, ama en önemlisi bir travmanın ortasından kopup başka bir travmayla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Onlar da bizler gibi ülkelerinde hayatına devam eden birer vatandaştı. Kimisi mimar kimisi doktor kimisi mühendisti… Buraya geldiklerinde bütün statüleri, malları en önemlisi aileleri yok oldu. Bütün bu yaşadıklarının ardından belki de sadece haberlerde duydukları bir ülkeye gitmek durumunda kaldılar. Çoğu sığınmacı dilimizi bilmiyor, onlar da bizim kültürümüzü bilmiyor, onlar da yemeklerimizi bilmiyor. Aslında burada akla ilk gelen düşünce hepimiz eşit durumdayız. Hepimiz de birbirimize karşı nötr duygular barındırıyoruz. Nötr olmamızın nedeni de birbirimizi tanımamamız ki bu çok doğal bir durum. İki yabancı insan birbirini ancak zamanla ve birlikte yaşadıkça tanıyabilir. Yani demek istediğim aslında yaklaşık 4 milyon insanı ülkemizde misafir ediyoruz, neden geldiler, gelmeseydiler gibi bir düşünce bana uygun gelmiyor. Bu insanlar şu an bizim ülkemizde yaşıyorlarsa bu insanlarla beraber nasıl yaşarız, bunları düşünmeliyiz, yani karşılıklı bir uyum süreci bizleri bekliyor.  Farklılıklarımız zenginliğimiz demek değil mi? Hiç vakit kaybetmeden en yakın Suriye mutfağını deneyerek zenginleşmeye başlayabiliriz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *