Göç Yazıları (Turkish)

Eyyübiye’de Bir Anı

2019 güz döneminde Harran Üniversitesinde düzenlenen Uluslararası Küresel Göç Ve Psiko-sosyal Sağlık Güvenliği Konferansına katılmak için Urfa’ya gittim. Konferans iki günlüktü ve göçün çeşitli alanlar ile olan ilişkisi farklı oturumlarda tartışılacaktı. Konferans gününden bir gün önce Urfa da olmam benim için büyük bir avantaja dönüştü. Uçaktan indikten sonra konferansa katılacak hocalarımızla birlikte minik bir Urfa gezintisine çıkalım dedik. İlk olarak konferansın da konusu olan ve Urfa’da sayılarının oldukça fazla olduğu mültecileri ziyaret etmek istedik. Bu yüzden rotamızı Eyyübiye’ye çevirdik. Eyyübiye, Urfa’da göçmenlerin nüfusça yoğunluklu yaşadığı yerlerden biriymiş. Eyyübiye’ye daha varmadan civardaki yemek yerlerinden ve dükkanlardan bölgede Suriyelilerin yaşadığı anlaşılıyordu. Eyyübiye sokaklarını biraz gezdikten sonra bir ailenin evine konuk olduk. Kapısı olmayan bez ile örtülmüş bir mutfaklarının olduğunu, birkaç parça eşyalarının bulunduğunu ve yer yatağında yattıklarını, evlerinde sobanın dahi olmadığını gözlemledik. Bize mırra ikram ettiler. Mırra Araplara özgü acı bir kahve imiş. Rivayetlere göre size ikram edilen mırra bardağını masaya bırakırsanız ya mırra getiren kişiye bahşiş vereceksiniz ya da kızınızla evlendireceksiniz:) Bu sıcakkanlı aile ile tanış olduktan sonra başka bir ailenin evine uğradık. Bu ailenin durumu ilk gittiğimiz evdeki kadar(!) olumlu değildi. Kapıda dört minik kız çocuğu karşıladı bizi. En büyükleri sekiz yaşında idi. Sekiz yaşındaki kızın ikizi annesi ile birlikte pamuk toplamaya gitmiş ve çocukları sekiz yaşındaki diğer ikiz kardeşe emanet etmiş daha doğrusu bırakmak zorunda kalmış. Babaları vefat etmiş. Eve girdiğimizde kapıları açıktı ve dört küçük kız çocuğu halısı olmayan bir evde yalın ayak oturuyorlardı. Odalarda eşya yoktu bir odada battaniye üzerinde çocukların oyuncakları vardı. O dört minik çocuğun çaresizlikleri, savunmasız oluşları ve hüzünleri yüzlerine o denli yansımıştı ki… 8 yaşındaki abla kardeşlerine öyle sahip çıkmıştı ki küçük yaşında bu kadar zorluklar yaşaması insanı hüzünlendiriyordu. Değer mi diye sordum kendi kendime, bu minicik çocuklara bütün bunları yaşatmak!? Savaşın en savunmasız ve masum grubu çocuklar bana göre. Masum oldukları için malesef en çok zarar görenlerde onlar oluyor. Bu çocuklar böyle bir hayat yaşamayı tercih etmedi sonuçta bence hepimiz sorumluyuz onların yaşadıklarından. Eyyübiye bölgesini (herkes gelip görmeli) gördükten sonra Suriyelilere olan bakışımı bir kez daha sorgulamaya karar verdim. Hangi ırktan ve bölgeden olursa olsun hiçbir çocuğun yaşadıklarından sorumlu olmadığı ve masum olduğu unutulmamalı bence.

2 thoughts on “Eyyübiye’de Bir Anı

    • Author gravatar

      Çok güzel bir anı olmuş. Kaleminize sağlık. Resimdeki kişi de Veysel hoca. O çocukların geleceğinin değiştirilmesine vesile oldu. İstanbul’a döndüğünde hemen arkadaşlarıyla durumu konuştu. Buradan belediye başkanımız ile irtibata geçildi, mali destek sağlandı ve daha nezih ve güvenli bir yere taşındı aile. Konu milli eğitim bakanına kadar gitti ve çocuklarımızın bütün eğitim süreci özel takip ediliyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *