Göç Yazıları (Turkish)

Bu Yol Hepimizin…

 

Kimse sorunlarının sorumluluğunu başkasına yükleyemez.

Bütünün bir parçası olarak sorun da, çözüm de insanın kendisinde başlar.

Doğan CÜCELOĞLU, İçimizdeki Biz

 

Hayat bir çok şeyi yaşarken bazı şeyleri acımasızca öğretir bizlere… Yürüdüğümüz yollarda çıkacak tümseklere, dikenlere karşı savunma yapmayı öğrenerek çıkarız hayata, çünkü bizden önce ayakları takılmış olan insanlar, bizim de ayaklarımız takılsın istemezler. Büyüklerimiz yaşantılarımızı toz pembe yaşayabilmek için bir çok şeyden mahrum bırakırlar aslında bizi. Fakat hayat mücadelemizi mağlubiyet ya da kazançla sonlandırabilmek adına kendi ayaklarımız üzerinde durmayı öğrenmemiz gerekir. Bunu sağlayabilmek için farklı farklı yollar tercih ederiz. Bazılarımız daha kolay bir ulaşım yolunu tercih ederken , bazılarımız tümsekleri sevmeye başlar. Ama herkes neticede ayrı ayrı aynı yola çıkan bir hayat yolunda yürür. Beş parmak bir değildir der büyüklerimiz insanları tanımlarken, tam bu noktada saygıdeğer büyüklerime beş parmağın tek bir elde bütünleştiğini ve bunu unutmamamız gerektiğini söylemek istiyorum.

Yaşadığımız ülke dünyada çalkalanan ve günümüzün gündemini oluşturan göç dalgasına yabancı bir konumda değildir. Yıllardır hem göç alan hem de büyük oranda göç veren ülkeler arasına girmiştir. Bunlar arasında siyasi, ekonomik, sosyal amaçlar bulunduğu gibi özel amaçlar da bulunmaktadır. Ayrıca transit ülke olarak da adlandırılır. Bunları belirtmekte ki amacım 2011’den bu yana ülkemizin büyük çaplarda etkilendiği Arap Baharı sonucunda aldığımız göç sayılarının büyük önem arz etmesidir. İlk etapta sayıların önemsizliği beraberinde acıma duygusunu barındırırken, misafirlik olgusu ön plandaydı fakat bu misafirlik olgusu gitgide çizgilerini silikleştirmeye ve toplumda kalıcılık söz konusu olmaya başladığı an, sayıların önemi büyük bir önem oluşturmaya başladı. Bireyler bu durumun yabancısı olmaktan ziyade, entegrasyon sürecini içselleştirememekten kaynaklı bir sorun yaşıyordu. Entegre sorununun aradaki hiyerarşik yapıdan kaynaklandığını düşünüyorum. Hiyerarşik yapıyı ise ev halkı ve misafir olan halk arasında ev halkının üstünlüğünün korunması gerektiği düşüncesi olarak tanımlayabilirim. Bu sadece bulunduğum coğrafyayı ya da ülkeyi kapsayıcı bir tanımlama değildir. Neredeyse Dünya yaşantımız boyunca göç alan bir çok ülke için aynı tanımlama söz konusudur. Almanya, Fransa ve nice göç almış ülkeler için göçmen kimliğinin yerlileşmesi ya da haklarının eşit olarak görünebilmesi, ayrımcılık olgusunun ortadan kaldırılması gibi tiplemeler her zaman konuşulmuş fakat yaşam serüveninde iktidardan da bağımsız olarak gelişen bir sınır çizgileri söz konusu oluşturmuştur. Bu sınır çizgilerinin görünmezliğini en aza indirgeyebilmek çok zor görünmekte fakat çoğu şey basit görünürken imkansız, imkansız görünürken de çok basittir. Ve ben bu sınır çizgilerinin görünmezliğini farklı bir bakış açısını kazanmaya başladığımız an, ya da kendi tarihi geçmişimizi öğrendiğimiz an az da olsa halledebileceğimizi düşünüyorum. Bu konu üzerinde Türkiye için konuşacak olursam bir hocam ‘ Almanya’ da teyzelerimiz boşuna el yıpratmadı bizim’ demişti. Bu söz aslında Türkiye toplumu için bir çok şeyi betimlemektedir diye düşünüyorum. Fakat Türkiye toplumu 2011’den bu yana tutum değiştirmiş olsa bile düşünce ve pratikleri arasında büyük ayrımların bulunduğundan söz etmek mümkündür.

Güneydoğu ya da Doğu bölgelerinde yaşamakta olan bir çok göçmen ya da yerli halka sorular yönlendirdiğiniz de farklı cevaplar alırken bir arada yaşadığınızda o küçük mahalle yaşantılarında ne büyük sevgi bağlarının oluştuğunu görebilirsiniz. Bu görüş akla kitlelerin birey davranışlarında ya da düşüncelerinde büyük güç gösterisi oluşturuyor olabilir mi? sorusunu getirmektedir. Bu bireyin kendi yaşantısına göre değişebilecek bir durum da olabilir. Fakat bu güç oluşturma konusunda bilim insanlarımız ya da akademisyenlerimiz haklı ise bu gücü insanların hayatlarına olumlu anlamda dokunabilmek için kullanmalıyız. İnsanları olumsuzluklarla karşılaştıran bir çok etken mevcuttur. Bu yüzden biz imkansız olarak görünen aslında çok basit olan bir şeyi gerçekleştirmekten korkmamalıyız. Her gün gördüğümüz milyonlarca insanın yüzlerine gülümsemeliyiz. Belki gülümsemelerinizin  sizin için bir önemi yoktur fakat o gün karşınızdan geçen bir kişiye dahi yol değiştirtebilme ihtimalinizi düşünmek ya da yeni penceresinin kolu olabilme düşüncesi sizi bu yoldan ayıramayacaktır. Hepimiz çok önemliyiz ve bu yaşam da bir arada yaşıyorsak hepimizin ayrı ayrı sorumlulukları var. Bu sorumluluklar hepimizi aynı yola tabii edecektir. Bu yol hepimizin…

Benim hepinizin gülümsemelerine ihtiyacım var ve hayat mottom her zaman gülümsemelerimin azalmaması üzerine olacaktır. Ne olursa olsun sevgi çemberi oluşturarak bir arada yaşayabilmek dileğiyle…

 

Hüsniye KABLAN

 

Author : Hüsniye Kablan

Harran Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğrencisi Hepimiz Göçmeniz Proje Asistanı Grup Farkındalık Üyesi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *