Göç Yazıları (Turkish)

Bir Göçmen Çocuğun Elinden Tutmak

Suriye’de yaşanan iç karışıklıkların ardından yaşanan kitlesel göç ile Suriyeli kardeşlerimizi yavaş yavaş İstanbul’da görmeye başlamıştım. Çocukları da görüyordum. Ama Suriyeli miniklerle ilk tanışmam 2017 yılında oldu. Önce Ahmed ile tanışmıştım. Ahmed’ler üç kardeşti, Ahmed, İman ve Hiyam. Bir de Ahmed’in kuzenleri ile tanışmıştık. Onlar da Rand, Ahmed, Muhammed. İhtiyaçtan dolayı bir arkadaşımız Türkçe ders vermişti bir süre çocuklara. Beraber birkaç etkinlik yaptık onlarla. Akvaryuma, Miniatürk’e gittik. Birkaç bayram kıyafetler aldık. Çocukların okula gitmediğin fark ettik.  Aileleri dil bilmiyordu, ya da çalışmak zorundaydı, okul kaydına gittik. Okula kaydolup okumaları için müdürlerle kavgalar ettik. Kayıt esnasında zorunlu olmayan paralar istendi gidip konuştuk. Evlerine gidip boyamalar yaptık.  Esasen çok bir şey yapmadık. Bir Suriyeli çocuğun elinden tuttuk. Şimdi dönüp bakıyorum da iyi ki tanımışım onları. İyi ki ablaları olmuşum. Onlar benim hayatımdaki ilk Suriyeli çocuklardı. Onların yüzündeki gülüş, beni gördüklerinde bir içten sarılma dünyalara değerdi. Aradan iki yıl geçti hala bir sesli mesajları içimi ısıtır, seni çok seviyoruz demeleri. Bir sürü güzelliklere de vesile oldular bu arada.

O dönem yüksek lisans yapıyordum Marmara Üniversite’sinde. Özellikle kız çocuklarının okula gitmemesi okuldan bihaber olmaları canımı sıkmıştı, üzülmüştüm. Peşinden koştum çok şükür, olabildiği kadar vesile olduk. Buradan yola çıkarak yazdım tezimi. Suriyeli ailelerin eğitim hakkı algıları Fatih – Karagümrük örneğini çalıştım. Bu süreçte daha pek çok ailelerle tanıştık. Hatta ben de bir Suriyeli dernek olan Sawaed’deki miniklere Türkçe öğretmeye başladım. Yakınlığımız arttı. Ensar- Muhacir olmayı az da olsa deneyimledik. Zaten içinde yaşadığım ortam buna oldukça elverişliydi. Bilenler bilir Fatih bölgesinde yaşayan Suriyeli sayısı oldukça fazla. Hatta Karagümrük tarafında tabelalar, dükkanlar hep Arapça yazılarla dolu. Kendinizi Suriye’de hissedebilirsiniz. Bu durumdan hoşnut olmayanlar vardır ama ben Fatih’i her haliyle seviyordum hala da seviyorum. Suriyelilerin semte yerleşmesi bir şeyleri azaltmadı, kötüye götürmedi. Zenginliğimize zenginlik kattı bence. Neticede farklılıklarımız zenginlik öyle değil mi? Mesela bir sürü yemeklerini tattık. Fatih Cami’nin Malta’ya çıkan kapısında hemen sağdaki falafelci, Abu Abdu’da yediğimiz tatlılar, kebse decac’lar. Suriye mutfağına oldukça hakimim😊Yeme konusunda tabiki. Şimdi İstanbul’da yaşamıyorum, arada telefonla haberleşiyoruz miniklerimle. Urfa’da yeni ailelerle ve çocuklarla tanışmaya devam ediyoruz çok şükür. Bir şekilde ben onları onlar beni çekiyor galiba. İstihdam oluyoruz. Sadede gelirsek anlatmak istediğim insan bilmediğinin düşmanı ya hani. Suriyeli bir tanışı, arkadaşı, komşusu olmayan sevmiyor sanki en çok da onları. Artık birlikte yaşıyoruz ve yaşayacağız. Buna ister uyum deyin ister başka bir şey ama bunu kabullenmeliyiz. Bir de çocuk her yerde her zamanda çocuk. Kıralım yani şu önyargılarımızı. Bizim onlardan onların bizden öğreneceğimiz çok şey var. Savaşın en masum mağdurları olan çocuklardan başlayalım. Bir Suriyeli çocuğun elini tutalım erir o kalplerdeki buzlar eminim. Bugün onlar göçmen belki yarın biz.

HEPİMİZ GÖÇMENİZ projesi kapsamında açılan bu sitede yazılarıma devam etmek istiyorum.