Göç Yazıları (Turkish)

BEN MÜLTECİ OLDUĞUMU BİLMİYORDUM

Savaş, hastalık, ekonomik kriz, siyasi gerilim, toplum düzeninin bozulması ile birlikte aile ya da toplum olarak bulundukları vatanı veya bölgeyi terk ederek yeni bir ülkeye veya bölgeye geçiş durumuna göç adı verilmektedir. Daha kapsamlı bir göç tanımı yapılacak olursa; bir yerden başka bir yere yapılan sosyo-kültürel, politik ve bireysel etkilerle, kısa orta uzun süreli olabilen bu eylemin, geriye dönüş planlı veya sürekli yerleşim hedefi güden bir alan değiştirme hareketi olarakta anlaşılmaktadır. Tarihsel süreçler içerisinde coğrafyalar arasında birçok “göç” dalgası yaşanmıştır. Tarih boyunca insanlar bireysel veya topluluk halinde çeşitli fizyolojik, güvenlik, ait olma, değer , kendini geliştirme ihtiyaçlarını karşılamak için göçü bir araç olarak kullanmışlardır. Bunun yanında savaş, ekonomik kriz, siyasal ve coğrafi koşullar nedeniyle gerçekleşen insan sirkülasyonları da var ki bunu “zorunlu göç” olarak isimlendirmek doğru olacaktır.

Yazımın bundan sonraki sürecinde bir gezimde tanıştığım zorunlu göç sebebiyle Suriye’den Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Ahmad’dan bahsedeceğim. Ahmad 7 yıl önce daha 15 yaşında iken ailesi ile birlikte ekonomik sorunlar; yaşam koşullarının zorluğu, işsizlik gibi sebeplerle daha sonra ülkelerine geri dönmek üzere Türkiye’ye göç ettiler. Türkiye’ye ilk geldiğinde geri döneceklerini düşündükleri için  korkmadığını belirtti. Aklından geçenler, hayalleri ve hisleri tekrar ülkesine dönmek ve ülkesindeyken 3 yıldır görmediği abisine kavuşmaktı. Ama şartlar, ülkede olan iç savaş, ekonomik sıkıntılar maalesef buna imkan vermedi ve kalmaya devam ettiler. İlk geldiğinde dil bilmediği için uyum sorunu yaşadığını ve ekonomik sıkıntılardan ötürü okul hayatına devam edemediğini belirtti. Irkından ötürü bazı insanlar tarafından ciddi bir ayrımcılığa uğramasına rağmen Türkiye’deki birçok insanın da onlara yardım ettiğini belirtti. Yaşadığı ciddi sıkıntılara rağmen diğer mültecilerden de şanslı olduğunu ekledi. Duyduktan sonra şaşırdığı ve anlamlandıramadığı mülteci kelimesini duyunca “Ben mülteci olduğumu bilmiyordum.” diye  ekledi. Türkiye insanlarının çok merhametli, yardımsever, vatansever olduklarını da belirterek kötülüğün her yerde olabildiğini, insanların dil, din, ırk ayrımı yapanların her yerde olduğunu ve bunun korkunç bir sorun olduğunu söyledi. Kendisi çok araştıran, okumayı seven biri olduğu için Türkiye devlet ve toplumunun göçmenler için yapılan yardım ve çalışmalardan ötürü de minnet duyduğunu ekledi. Şuan bir konfeksiyon işinde çalışıyor hayatını bu şekilde idame ediyor ve maalesef okul hayatına devam edemiyor. Eğitim hayatına devam edememenin kişinin kendini geliştirememesi anlamına gelmediğini düşünerek kendini birçok alanda geliştirmiş. Boş zamanlarında bisikletiyle yeni yerler keşfetmeyi ve Adana’ya yakın yerlerde doğa kampı, doğa yürüyüşleri ve tırmanış yapmayı çok sevdiğini söyledi. Kitap okumayı, şiir okumayı ve türkü dinlemeyi çok sevdiğini`, Aşık Veysel, Neşet Ertaş’ı dinlediğini ve bu sanatçıların Türkiye için önemli değerler olduğunu belirtti. Cemal Süreya, Nazım Hikmet, Turgut Uyar şiirlerini okumayı ve dinlemeyi de çok sevdiğini ekledi. Türkiye’nin coğrafyasını ve her köşesinin cennet olduğunu buraları bisikletiyle gezmek hayali olduğunu anlattı.. Sohbetin ilerleyen zamanlarında okuduğu kitabı çantasından çıkarıp bana uzattı Paulo Coelho’nun Simyacı kitabıydı bu. Bunun üzerine bu kitabı okuduğumda ben de çok sevdiğimi ve kitaptan bir alıntı yaparak hayal etmenin, bir şeyi arzulamanın çok kıymetli olduğunu kitapta geçen “Kim olusan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, Evren’in Ruhu’nda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir. Ve bir şey istediğin zaman,  bütün Evren arzunun gercekleşmesi için işbirliği yapar.” alıntısıyla üzerine de tartışmış olduk.

Ahmad ile tanışmış olmak, bir göçmeni bir göçmenin kendisinden dinlemek, yakından tanımak benim için kıymetli bir anı oldu. Öncelikle güven duyarak benimle paylaştığı kıymetli hayatı için ona teşekkür ediyorum. Bu yazıyı okuyan herkesin Ahmad’dan ilham alabileceğini düşünüyorum. Bu dünya da hepimiz insanız öncelikle dilimiz, dinimiz, ırkımız, kültürümüz, geldiğimiz yer insani haklara engel değil. Dolayısıyla sanatın, edebiyatın, doğa sevgisinin uyum sürecine katkı sağladığını ve birleştirici gücünü de görmüş olduk bir kez daha.

11111

 

Author : Emel Kaya

Merhaba ben Emel Kaya.Çocukluğumdan beri hep toplumsal sorunları kendime dert edip küçük çaplı da olsa çözümler üretmeye çalışan biri oldum. Dünyayı toplum olarak görerek kendimize toplumsal bir dert edinmemiz gereken göç konusu hakkındaki araştırmalarımı naçizane paylaşacağım. Birbirimize ilham olabilmek ve paylaştıkça çoğalmak dileğiyle.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *